E-posta Grubu
![]() |
|
Devrimci Liseliler (DEV-LİS) |
| Adalının yoldaşları, Adalı’nın yolunda yürüyor… |
|
|
|
|
Necdet Adalı, mazlumların ve mağdurların mücadelesine hayatını adamış devrimci bir militandır., onların çığlıklarının isyankar sesi ve enternasyonalizm savunucularının sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya yürüyüşünün dar ağacındaki eğilmeyen neferi.. Devrime ve sosyalizme olan bağlılığından zerre kadar ödün vermeyen Necdet Adalı.8 Ekim 1980’de idam edildi. O 12 Eylül’ün ilk idamı oldu. Ve şimdi ölümünden 30 yıl sonra onun uğruna hayatını verdiği değerleri bir bir yok etmeyi kendine görev bilen AKP hükümeti meclisi onun adını ağzına almakta ve ağlama ikiyüzlülüğünü göstere bilmektedir... Timsah kısmı evlatlarını yerken ağlarmış, Necdet Adalı’ya timsah gözyaşları döken başbakan, Filistinliler için ağlayan başbakan, Diyarbakır’daki çocuklar için ölüm emri vermekten kaçınmamaktadır. Adalıyı gözyaşı ile ananlar, adalının idam sehpasında “yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği” sloganını attığını unutmakta türk ve kürt gençlerini kirli bir savaş makinesinde kırıma uğratmaktan kaçınmamaktadır. Timsah, gözyaşı dökerken ağzından evlatlarının kanı akar, Dev-Lis buradan haykırıyor, sermayenin ve oligarşinin hizmetkârlarının kan akan ağızlarına, kanı durdurmak için savaşanların ismi yakışmıyor. Ağzınızdan akan kanı sahte gözyaşlarınız yıkayamaz. Adalı, kendisi gibi kavgaya hayatını veren on binlerce devrimciden birisidir. Adalı, Mazlum Doğandır, Uğur Kaymazdır, Ceylan Önkol’dur. Bu ülkede hala AKP hükümeti Necdet adalıya yazılmış şiirleri okuyor ve gözleri doluyor. Necdet bir Dev-Lis’liydi, o bir kurtuluş militanıydı. Şimdi Dev-Lis’liler sokak ortasında dövülüyor, aynı Necdet gibi Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini savundukları için tutuklanıyor. Paralı eğitime karşı çıktıkları için başbakanın emrindeki emniyet kuvvetleri onlara saldırıyor ve hala mahkemeleri sürüyor. Başbakan, iki yüzlülük yapmayı bırak, bizden anayasada oy istemek için duygu sömürüsü yapmayı bırak, insanları katletmeyi, gerilla cenazelerine işkence yapmayı, cezaevlerinde ki katliamı bırak da sonra ağzına Necdet’in adını ağzına almayı dene. Acılarımız, kayıplarımız üzerinden siyaset yapmayı bırakın! Geçen 8 senede bu idamlar için, işkenceler için bir şey yapmamış olan bir başbakanın bugün Adalı’nın adını ağzına alması 8 sene adına başarısızlık, kendi adına da utanç kaynağıdır. 12 Eylül idam ve işkencelerinden hesap sormak için illa anayasa değişikliği gerekmez, niyeti olan bir yerden başlardı. Yeterli güce sahip olduğu halde, neden 12 Eylül anayasasını toptan çöp sepetine atmamış olduğunu ve yerine neden demokratik bir anayasa koymak için çalışmadığını izah edebilir. Adalı, idama giderken Pehlivanoğlu gibi nedamet getirmedi, af dilemedi, idam sehpasında ilmiği kendi geçirdi boynuna ve ‘yaşasın Türk ve Kürt halklarının kurtuluşu’ diye slogan attı. Tabureyi, cellâdın şaşkın ve korku dolu bakışları arasında kendisi tekmeledi. Adalı ölüme dimdik gitti. O 12 Eylülde darağacında bıraktığımız ilk canımızdı. O darağacı, işkenceler, canımızı acıttı, öfkemizi biledi. Adalı’nın adını ağzına alanların, onu adi bir propagandanın aracı haline getirmeye çalışanların bilmesi gereken bir şey var: Adalı Kürt ve Türk halklarının kurtuluşu uğruna mücadele etti, darağacında da bunu haykırdı. Onun izinden giden pek çok gencin haykırdığı gibi. Ve hâlâ dağlarda, yoksul varoşlarda haykırılmakta olduğu gibi. Dağlarda, kentlerde Adalı yaşındaki gençler, Adalı’nın idealleri için, Kürt ve Türk halklarının kurtuluşu için dövüşüyorlar. Başbakan ise Adalı için timsah gözyaşları dökerken, yoldaşlarına karşı emsali görülmemiş bir savaş yürütüyor. Cesetlerine dahi işkence yapılan, ölülerin kafalarının koparılıp parçalandığı, en basit insanlık kriterlerinin dahi yok sayıldığı bir dehşet filminin yönetmenliğini yapıyor. Kendisini uyaranlara ‘biz de size mi resimler gönderelim’ diye çıkışıyor. Ölen için keşke diyor ama henüz ölmemiş olanları öldürmek için elinden geleni yapıyor. O farkında değil ama, ölmüşler nezdinde 12 Eylül nasıl lanetlenmiş ise, durdurulması mümkün olan ancak durdurulmayan genç ölümleri için de 12 Eylül’ün sonucu olan AKP öyle lanetleniyor. Tarihin sonsuz teşhir direğine çivileniyor. Adalının tarihsel ve siyasal bağlamından kopartılıp bir marka haline dönüştürülmesine, Özgürlüklerin ve demokrasinin gelişimine olanak sağlayacakmış gibi pazarlanmaya çalışılan bir anayasa değişikliğinin sembolü yapılmaya çalışılmasına, Uyanık bir tüccarın defolu bir malı satmak için kullandığı pazarlama hilelerinden biri haline getirilmesine izin vermeyeceğiz. 12 Eylül’ün hesabını onun hizmetkârları değil, devrimciler soracaktır. 12 Eylülle hesaplaşmak mı istiyorsunuz, kirli savaşı ve akan kanı durdurun. Adalıyı idam ederek, devrimcileri susturduklarını sananlar, bize bakın bizi görün sesimize kulak verin bir adalı gider bin yoldaşı gelir… DEVRİMCİ LİSELİLER DEV-LİS |









