Okulda Polis İstemiyoruz!
|
|
|
|
|
Üniversitelerde yıllarca karşı çıktıklarımızı şimdi ilköğretim okulları ve liselerde de uygulamaya koymaya başladılar. Siviliydi, resmisiydi derken her yeri polisle doldurdular. Önce güvenlik görevlileriydi derken (okulların parası yokken, bir hizmetli eksiltilerek, sosyal etkinliklere para bulunamayan ama velilerin verdikleriyle işe alınan güvenlikçiler), dış kapıdaki polis, okulların içine kadar girdi. Dersten çıktığınızda onu görüyorsunuz koridorda, müdürün odasında, yarın öbür gün belki de sınıfın içinde.
İçişleri Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı 20.09.2007 (evet yanlış okumadınız) tarihinde “Okullarda güvenli ortamın sağlanmasına yönelik koruyucu ve önleyici tedbirlerin arttırılmasına ilişkin işbirliği protokolü” imzalamış. İmzalanan bu protokolün yürürlülük süresi 3 yıl ama taraflardan birinin sürenin uzatılmasına ilişkin itirazı olmadığı sürece protokol uygulamaya devam edecek. İmzalar İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’e ait. “Eğitim ortamlarında şiddetin önlenmesi ve azaltılması strateji eylem planı” adıyla geçerken, tanımlar maddesi ise çok ilginç. Başbakanlık genelgesi: 2006/17 sayılı Çocuk ve Kadınlara Yönelik Şiddet Hareketleriyle Töre ve Namus Cinayetlerinin Önlenmesi için alınacak tedbirler konulu genelge.
|
|
|
|
"500 TL Ver İstediğini Rehin Alayım..."
|
|
|
|
|
“500 TL ver istediğini rehin alayım...” Ülke gündemini baya meşgul etti bu söylem. Üç-dört şoven-faşist insanlar tarafından söylenen bu söz ne kadarda korkutucu bir söylem. Hali hazır da kendilerini ülkenin kahramanları olarak görebilirler. Geçmişte olduğu gibi Ogün Samastlar, Yasin Hayaller kendilerini birer kahraman olarak ilan etmediler mi? Peki yaşadığımız coğrafyada kahraman olmak bu kadar basit bir olgu mu? Ya da şöyle sormak lazım; kahraman olmanın yolu birilerini vurmak, öldürmek, işkence etmekle mi oluyor? Kime ve neye göre kahraman olduğunun pek de bir önemi kalmadığı ülkemizde bu tarz şoven, ırkçı, faşist insanlar ellerini kollarını sallayıp rahatça gezebiliyorlar. Peki sizce de 500 TL için mi bu bütün yaşananlar? Yoksa yaşananların arkasında birilerinin parmağı mı var?
|
|
|
|
Hepimizin de bildiği gibi Çocuk Hakları Evrensel Bildirgesinde her bireyin okuma hakkı zorunluluktur ve eğitim parasızdır. Ama ne yazık ki ülkemizde eğitim tamamen rant alanına dönüşmüştür. Özellikle varoş okullarında okuyan öğrenciler maalesef bu sorundan en çok etkilenen tabakayı oluşturuyor. Çocuklarını parasızlıktan dolayı iyi bir liseye gönderemeyen aileler genellikle devletin atama yapmadığı, bir çok öğretmenin kendi branşları dışında eğitim verdiği liselere çocuklarını göndermek zorunda kalıyorlar. Vaziyet bu haldeyken eğitimin nasıl verildiğini siz düşünün. Üstüne üstlük bu yetmezmiş gibi bir de katkı payı adı altında toplanan paralar aile ve öğrenciler için büyük bir sıkıntı teşkil ediyor. Spor parası, müzik parası, aidatlar, kömür parası vb. 'haraç'lar bizler için okumanın bu ülkede ne kadar zor(un)lu olduğunu gösteriyor. Toplanan spor paralarıyla neler alınıyor hala daha çözebilmiş değiliz. Kömür parası adı altında toplanan paralarla okullarla kömür alındığını lise hayatımız boyunca gören arkadaşlar var mıdır acaba?
|
|
|
Milli Eğitimi Millileştirmek
|
|
|
|
|
Dünya’da hiçbir ulus yoktur, Türkler kadar kendini korku zindanlarında hisseden; Kürtler, Ermeniler, Rumlar kimilerine göre Araplar ve Avrupalı toplumlar dâhil hepsi düşmanlardır… Tüm Dünya halklarının işi sadece Türkleri bölmek, çarpmak, toplamak ve çıkartmak üzerine kuruluymuş gibi idrak ettirilir. Öyle ki bu söylemlerle kuvvetlendirilen milliyetçilik savsatası Türk insancıklarına katliamlar yaptırtmıştır. Bu paranoyalar kıskacını yaratanlar, kıskaçtan dışarı sadece şovenist öfkenin çıkmasına izin verirler. Nasıl ki kediyi köşeye kıstırırsanız tırmık atarsa, buda öyle bir durum olsa gerek.
|
|
|
|
|
|
|
|